There Is No Such Thing As A Second Impression.
Don’t miss anything. Follow Us.
Bizi Arayın 0 530 232 33 59
Bizi Takip Edin
Top

Etkin Ders Çalışmada Belleğin Önemi

Tahmin edilebileceği gibi etkin ders çalışmada belliğin öneminin en kilit noktası ders çalışmanın sadece belirli konuları öğrenmekten ibaret olmadığını, aynı zamanda öğrenilen bu bilgileri bellekte tutmayı başarmaktan kaynaklandığını bilmektir. İşte buradaki en temel soru da şudur: Bellekte bilgileri tutmayı nasıl başarabiliriz? Başka bir deyişle bellekte bilgileri tutabilmenin kolay bir yolu var mıdır?

Eğitim yolculuğumda, zihnimde bilgileri tutmaya ilişkin deneme yanılma yöntemiyle birçok teknikle ilerlerken bunu daha da etkin ve başarılı düzeyde yapmamı sağlayan bilgiler hiç şüphesiz belleği şu iki açıdan tanımamın ardından olmuştur: 7 2 Kuralı ve Ebbinghaus Unutma Eğrisi. Bundan dolayı etkin ders çalışmaya yönelik belleğin önemi dediğimde kast ettiğim aslında şudur: etkin ders çalışabilmek için belleğimizi tanımalıyız ve doğru kullanmalıyız.

Duyusal Hafıza, Kısa Süreli Bellek, Uzun Süreli Bellek

Belleği etkin ders çalışmak açısından daha iyi anlamadan önce belleğin depolama aşamalarını anlamakta fayda var. Bunlar, herhangi bir uyarıcının/verinin ilgimizi çekmesinin ardından, sırasıyla duyusal hafıza, kısa süreli bellek ve uzun süreli bellektir.

Duyusal hafıza, uyarıcı/veri algılandıktan sonra 0.5 ila 3 saniye devrede olup, o uyarıcıya/veriye bakmayı ve bu 0.5 ile 3 saniyelik gözlemin ardından uyarıcının/verinin neye benzediğini hatırlanması veya ezberlenmesini içerir. Bu aşamanın ardından karşımıza iki seçenek çıkar: uyarıcıya/veriye dikkatimizi vermek ya da vermemek. Vermediğimiz takdirde o bilgi orada unutulur ve depolama aşaması sonlanır. Lakin, uyarıcıya/veriye dikkatimizi vermeyi tercih ettiğimiz takdirde, duyusal hafızadan elde ettiğimiz bilginin bir kısmı kısa süreli belleğe aktarılarak, kısa süreli bellek devreye girer. Kısa süreli bellek de, prova ya da hatırlama denemesi olmaksızın, 15 saniye ila 30 saniyede (çok nadiren 1 dakikaya kadar) o bilginin geri çağrılmasını mümkün kılar. Fakat yine karşımızda iki seçenek vardır: kaydetmek üzere tekrar etmek ya da etmemek. Kaydetmeyi seçmediğimiz takdirde, yine uyarıcıya/veriye ilişkin bilgiler yok olur. Ancak, tekrar etmeyi seçtiğimizde, o bilgi kaydedilerek uzun süreli belleğe geçer ve uzun süreli bellek, duyusal hafıza ve kısa süreli belleğin aksine, sınırsız bir kapasiteye sahip olmakla beraber, bilgiyi de uzun süreler boyunca (bazen ömür boyu) tutma potansiyeline sahiptir.

Bu noktada birçoğunuzun tahmin edebileceği gibi belleğimizde bilgileri tutma konusunda kısa süreli belleği kavramak önemlidir ki bilgiler uzun süreli belleğe geçsin. Kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe geçtiğinde de orada tutmayı başarmak daha sonra o bilgiye tekrar ulaşmak için önemlidir. İşte bu noktada da bahsini ettiğim 7 2 Kuralı ve Ebbinghaus Unutma Eğrisi devreye girmektedir. Öyle ki, 7 2 Kuralı kısa süreli belleği anlamamızı sağlarken, Ebbinghaus Unutma Eğrisi de bilgileri uzun süreli bellekte nasıl tutabileceğimize yönelik bize anahtarlar sunmaktadır.

7 2 Kuralı

Belleğe yönelik yapılan araştırmalara ve ortaya sunulan teorilere baktığımızda, belleğin ne kadar bilgiyi tutabildiğine yönelik ortaya çıkan bulgular kritik öneme sahiptir. Bu açıdan, kayda değer en önemli isimlerden biri de psikolog George A. Miller’dir. Miller, kısa süreli bellek üzerine çalışmalar yapmış, 1956 yılında kısa süreli belleğin 5 ila 9 miktarında bilgi tutabildiğini ortaya koymuştur. Yani 7 2 Kuralı aslında kısa süreli belleğimizin kapasitesine yönelik bize ipucu vermektedir. Çünkü Miller’in çalışmalarına göre, kısa süreli belleğin kapasitesi 7 artı 2 (9) ya da eksi 2 (5) bilgi şeklinde olmuştur. Miller bunun sebebinin kısa süreli bellekte sadece bu sayıda kutucuk (“slot”) olduğundan kaynaklandığını öne sürmüştür. Bunu bir örnek üzerinden detaylandıracak olursak, size 30 saniye içinde (bahsettiğim gibi kısa süreli bellek bilgileri tutma süresi açısından ortalama olarak 30 saniyeden daha kısa olan bellektir) aklınıza ne kadar peynir çeşidi gelirse yazın desem, Miller’a göre ortalama olarak herkes (kaşar, beyaz peynir, tulum peyniri… şeklinde) 5 ile 9 çeşit peynir ismi yazabilecektir, daha fazla değil, çünkü kısa süreli bellekte sadece 7 artı eki 2 kutucuk bulunmaktadır.

Bellek çalışmaları açısından, 1956 yılında ortaya konan bu teori çığır aşan bir teori olmakla birlikte, takip eden yıllarda, başka araştırmacılar tarafından bu sahada çalışmalara devam edilmiş ve yapılan bu çalışmalar Miller’in önemli bir detayı fark etmediğini saptamıştır. Bununla birlikte 7 2 Kuralı artık mutasyona uğrayacaktır. Takip eden yazımda, bu noktadan devam ediyor olacağım.

Yazar

Uzman Psikolog Fizyoterapist
WhatsApp üzerinden bize yazın Whatsapp