There Is No Such Thing As A Second Impression.
Don’t miss anything. Follow Us.
Bizi Arayın 0 530 232 33 59
Bizi Takip Edin
Top

Öğrendiklerimizi Nasıl Unutmayız?

Son yazımda, Ebbinghaus Unutma Eğrisi’ne değinmiş ve bu eğri çerçevesinde öğrendiğimiz yeni bilgileri hatırlama olasılığımızı arttırmak için hangi aralıklarda bilgileri tekrar etmemiz gerektiğine yönelik öneriler vermiştim. Bunu yanı sıra hatırlama oranlarını arttırabilen ve azaltabilen farklı unsurların da olduğundan bahsetmiştim. İşte bu hususları bu yazımda ele alarak, etkin ders çalışmada belleğin önemini izah etmeye devam edeceğim.

Unutma Oranları Sadece Tekrarların Ne Zaman Yapıldığı İle İlişkili Değil

Bilginin tekrar edildiği vakitler dışında unutma oranını etkileyen farklı faktörler de var. Başka bir deyişle, unutma oranları sadece tekrarların ne zaman yapıldığı ile ilişkili değil. Bu sebeple Ebbinghaus Unutma Eğrisi’ne uyup da tekrarlarını yapan bireyler arasında tekrarları yapılmış olan bilgi aynı düzeyde bellekte saklanmaz ve tam aksine eğrinin kuralları harfiyen uyulsa da, bellekte bilginin hatırlandığı miktar bireyler arasında değişkenlik gösterir.

Bunun ile ilişkili olan unsurları araştıran çalışmalar, bu değişkenliğin sebeplerinin özellikle de bu üç faktör ile ilişkili olduğunu saptamıştır: bilginin birey için anlamlılık düzeyi, bilginin bireyin zihninde nasıl temsil edildiği ve açlık, uykusuzluk gibi fizyolojik faktörlerin varlığı ya da yokluğu.

Bilginin Anlamlılık Düzeyi Bireyler Arasında Değişken

İstatistik dersi alanlarınız büyük ihtimalle anlamlılık düzeyine oldukça aşinasınızdır ve anlamlılık düzeyi dediğimde zihniniz kaçınılmaz bir şekilde p değerini aklınıza getirmeye doğru yönelir. Lakin, ders çalışma açısından bilginin anlamlılık düzeyi dediğimizde, konu istatistiksel olarak ifade edilen bir şey değildir. Burada kast edilen, sübjektif bir kavram olup, kişinin herhangi bir bilgiye yüklediği içgüdüsel ya da motivasyonel olarak tanımlanabilecek yüktür ve  herhangi bir bilginin anlamlılık düzeyi, bireyler arasında değişkenlik gösterir.

Bunu bir örnek üzerinden ele alacak olursak, “Psikoloji’ye Giriş” dersini alan öğrenciler düşünülebilir. Anlamlılık açısından bakıldığında, derste bulunan bir psikoloji bölümü öğrencisi ile psikoloji dışında bir bölümden olup bu dersi zorunlu seçmeli ders olarak alan öğrenci arasında, bu dersin içerikleri farklı anlamlılık göstereceği gibi, üniversitenin birinci senesinde bu dersi alan öğrenci ile belki üniversite hayatının daha ileriki dönemlerinde dersi alan öğrenci arasında (mezuniyete takiben yapacağı iş başvurularını düşünmeye başladığından not ortalamasını yüksek tutmak istemesi ve bu sebeple bu seçmeli dersten yüksek not almak istemesi gibi) derste sunulan bilgilerin anlamlılık düzeyi farklılık gösterir. Bilgileri hatırlama açısından da, tahmin edilebileceği gibi, tekrar edilen bilgi ne denli anlamlı ise, o denli de bellekte tutulma olasılığı bulunmaktadır.

Bilginin Zihindeki Temsilleri Değişken

Zihinsel temsiller hayatımızın kaçınılmaz parçalarındandır. Öyle ki konuştuğumuz her bir söz, çektiğimiz her bir fotoğraf, çizdiğimiz her bir resim, yazdığımız her bir yazı zihinsel temsil gücüne sahiptir. Temsiller sayesinde mesela güneş tutulmasını, bir öğle yemeği anında masa başında bile anlatabiliriz. Nasıl mı? Çorba tabağını Dünya yaparak, büyük yemek tabağını Güneş yaparak, bardağı Ay yaparak ve böyle devam ederek. Lakin, temsillerin bu denli hayatın merkezinde olması ile birlikte, sunulan temsillerin bireylerin zihninde yer etme olasılığı, bilginin anlamlılık düzeyinde olduğu gibi bireyler arası değişkenlik göstermektedir. Neticede, tam da bu örnekten canlandırabileceğiniz gibi de, aslında bu öğle yemeği masası üzerinden güneş tutulmasını anlatmak bir bireyin zihninde oldukça güçlü bir temsil yaratabilirken, başka bir birey için oldukça gereksiz ya da yersiz bir temsil olabilir çünkü belki yemekle hiç de haşır neşir değildir.

Bu bağlamda, öğrenilen bilgiyi bellekte tutma açısından, hiç şüphesiz bireysel olarak ne türden temsillerin özellikle belleğimizde güçlü bağlara sahip olduğunun keşfi kilit öneme sahiptir.

İlk İki Kritik Tekrar Arası 7 Saat Ara

Son yazımda anlattığım Ebbinghaus Unutma Eğrisi’nden hatırlayabileceğiniz gibi öğrenilen yeni bir bilginin tekrarı açısından bilgiyi öğrenmenin ardındaki ilk 20 dakika ve ardından da sonraki 24 saat kritiktir çünkü burada %40 ve %20 bilgi kayıpları şeklinde, toplam %60’lık en yüksek bilgi kaybı gerçekleşmektedir. Lakin hatırlamayı arttıran bir diğer kritik bulgu ise, bu iki elzem tekrar arasında en az 7 saatin geçmiş olmasıdır.

Neden? Çünkü sağlıklı ve zinde bir beden için normal uyku miktarı 7 saat civarındadır ve belleği etkileyen fizyolojik unsurlar arasında, uykusuzluk, açlık (ki hipoglisemi olarak tanımlanan düşük glikoz durumları geri dönüşü olmayan beyinsel hasarlara bile neden olabiliyor) ile beraber ilk sıralarda yer almaktadır. Bu bağlamda, açlık ve uykusuzluk gibi mühim fizyolojik faktörleri tekrarlarımız sırasında normal ve sağlıklı düzeylerde tutmak hiç şüphesiz Ebbinghaus Unutma Eğrisi’ne uymak kadar önemlidir.

Yazar

Uzman Psikolog Fizyoterapist
0 0 vote
Article Rating
WhatsApp üzerinden bize yazın Whatsapp